Son zamanlarda gerek insana gerekse hayvana yönelik gerçekleşen canice davranışlar maalesef fevkalade kaygı verici ve düşündürücüdür.
İlk olarak alkollü mama vakasıyla ortaya çıkan ihmaller, hasta yakınlarına yönelik nahoş davranışlar ve bu durum karşısında bakanlıktan hiçbir yetkilinin özür dilememesi, herhangi bir yetkilinin görevden alınmaması ve/veya aleyhinde soruşturma başlatılmaması Kıbrıs Türk halkına, hasta haklarına ve dolayısıyla insan haklarına ne denli önem verildiğini göstermektedir.
Çağdaş kamu yönetiminin aksine şeffaf davranılmamış, kamuoyu süreç hakkında bilgilendirilmemiş ve bundan sonra benzeri ihmalin yapılmamasını sağlayacak kurumsal, idari ve alım-satımla ilgili yapılanmaya gidilip gidilmediği hususunda kamuoyuna hesap verilmemiştir.
Bu süreç yaşanırken caydırıcı etki yapabilecek Hasta Hakları Yasasının 2003 yılından beri geçmemesine toplum tarafından maalesef gerekli tepki gösterilmemiş ve eylem yapılmamıştır. Elbette böylesi bir yasayı tehdit gören ülkenin en nüfuzlu ve prestijli zümresinin 23 yıldır hem sağ hem sol koalisyon hükümetleri, siyaset kurumu ve hatta basın üzerinde yarattığı baskı hasta hakları ile ilgili yasasın halen daha geçmemesine neden olmaktadır.
İnsana yönelik yapılan zulüm sonrası geçtiğimiz hafta KKTC Avcılık Federasyonu Başkanı Tahir Saygıner’ın iddiasına göre 30’a yakın Karpaz’daki hür eşek katliama uğramıştır. Bu katliam sonrası yine aynı ezberle ceza yasasının değiştirilmesi ve hayvan hakları yasasının geçmesine ilişkin açıklamalar ve nümayişler yapıldı.
Suçun gerçekleşmesini meydana getiren psikolojik, sosyolojik, kültürel ve ekonomik faktörleri görmezlikten gelerek suçun önlenmesini sadece artırılan cezalara indirgeyen anlayışın akamete uğradığına çok yakın geçmişte tanık olduk. Şöyle ki, uyuşturucu, cinsel ve trafik suçlarına yönelik cezalarda astronomik artış yapılmasına rağmen bu suçlarda aksine artış ortaya çıkmıştır. Kaldı ki, halen suçların yetersiz olmasına rağmen ne geçmişte eşekleri zehirleyerek öldürenleri ne de günümüzde vurarak katledenleri her nedense yakalayamıyoruz ve adalete teslim edemiyoruz.
Karpaz’daki eşek katliamı karşısında Tarım Bakanının yaptığı açıklama da fevkalade manidar ve kaygı vericidir. Sayın Bakan “Canilerin bir an önce yakalanıp adalete teslim edilmesi için emniyet güçlerimize her türlü destek verilecek ve her kim olursa olsun bedelini ödeyecek” ve “Hür eşeklerin tarım alanlarından izole edilip doğal habitatlarında yaşamalarına devam etmesi ve özelde Karpaz’a genelde ise ülkeye değer katmaları için gereken yapılacak” mealinde net açıklama yapmak yerine “eşekler sağlıklı bir şekilde toplatılacak” şeklinde çok tehlikeli ve sakıncalı bir açıklama yapmıştır. Bu açıklamadan ötürü aşağıdaki sorular beynimizi tırmalamaktadır:
Ø Tarım Bakanının açıklamasından ne anlamamız gerekiyor?
Ø Hür eşekler doğal habitatından koparılarak köpekler gibi barınağa mı kapatılacak? Kısırlaştırılacaklar mı? Yoksa en kötüsü zamanla telef olmalarına göz mü yumulacak?
Ø Hür eşeklerin doğal habitatında yaşatılması siyasi iradenin gailesinde değil midir?
Ø Karpaz’da rant elde etmek uğruna sinsi sinsi planlandığı iddia edilen imar ve yapılanmaya karşı hür eşekler engel mi görünmektedir? Bu sinsi planı meşrulaştırmak için eşek vahşeti kurgulanıp arkasından sağlıklı bir şekilde toplatılacak açıklaması mı yapılmıştır veya yaptırılmıştır?